THE FUTURE TENSE

THE FUTURE TENSE

İngilizce’de gelecek zamanı anlatmanın pek çok yolu vardır. Bunlardan en önemlileri, will, shall ve be going to’dur. Bunları inceledikten sonra, gelecek zamanı anlatmanın diğer yollarını da göreceğiz.

will/shall

olumlu soru olumsuz
I will work Will I work? I will not/won’t work
Çalışacağım Çalışacak mıyım? Çalışmayacağım
You will work Will you work? You will not/won’t work
Çalışacaksın Çalışacak mısın? Çalışmayacaksın
He/she/it will work Will he/she/it work? He/she/it will not/won’t work
Çalışacak Çalışacak mı? Çalışmayacak
We will work Will we work? We will not/won’t work
Çalışacağız Çalışacak mıyız? Çalışmayacağız
They will work Will they work? They will not/won’t work
Çalışacaklar Çalışacaklar mı? Çalışmayacaklar

Shall, I ve we özneleri ile kullanılırken, will tüm özneler için kullanılabilir. Günümüz İngilizcesi’nde tüm öznelerle will kullanmak daha yaygındır.

Kullanıldığı yerler

1. Önceden tasarlanmamış ve konuşma anında verilen kararlarda (on the spot decisions):

‘The phone is ringing.’ ‘I’ll answer it.’
‘Telefon çalıyor.’ ‘Ben bakarım.’

 There’s the door-bell___I’ll go.
Kapı çalıyor___Ben bakarım.

 2. Öneri ve ricalarda:

‘This box is very heavy.’ ‘I’ll help you to carry it.’
‘Bu kutu çok ağır.’ ‘Taşımana yardım edeyim.’

‘My car won’t start.’ ‘I’ll give it a push.’
A
rabam çalışmıyor.’ ‘Ben iterim.’

3. Kararlılıktan söz ederken:

I will help you. (bu tür cümlelerde will üzerinde vurgu vardır.)
Sana yardım edeceğim.

4. Will, kişinin geleceğe ilişkin düşüncelerini, umutlarını, varsayımlarını, korkularını vb. anlatır:

It will probably be cold.
Muhtemelen hava soğuk olacak.

I’m sure cars will be more expensive this year.
Bu yıl arabaların daha pahalı olacağından eminim.

I suppose they’ll sell their car.
Bence arabalarını satacaklar.

They’ll probably wait for us.
Muhtemelen bizi bekleyecekler.

5. Geleceğe ait olan ve meydana gelmesini engelleyemeyeceğimiz gerçeklerde:

She will be 20 next month.
Gelecek ay 20 yaşında olacak.

Spring will come again.
Yine bahar gelecek.

6. Shall, kimi zaman söz verme anlamı taşır ve bu anlamda tüm öznelerle kullanılabilir:

You shall have a bike.
Bir bisikletin olacak/Söz sana bir bisiklet alacağım.

We shall win.
Biz kazanacağız/Görürsünüz kazanacağız.

I shall be there, I promise you.
Sana söz veriyorum orada olacağım.

7. Koşul, zaman ve amaç cümlecikleriyle birlikte:

If I drop this glass, it will break.
Bu bardağı düşürürsem kırılır.

I’m putting this letter on top of the pile so that he’ll read it first.
İlk onu okusun diye bu mektubu en üste koyuyorum.

8. Emirlerde will daha yaygındır:

The regiment will attack at dawn.
Alay, şafakta saldıracak(tır).

You will start work at 9 o’clock sharp.
İşe saat tam 9’da başlayacaksın.

9. Önerilerde shall kullanılır:

Shall we tell her?
Ona söyleyelim mi?

Bu cümle, ‘Söyleyecek miyiz?’ diye çevrilmez. Öyle denmek istenirse will kullanılmalıdır.

10. Tehdit içeren cümlelerde çoğunlukla will kullanılır:

I’ll hit you if you do that again.
Bir daha yaparsan seni döverim.

11. Ricalarda will kullanılır:

Will you get me a newspaper when you’re out?
Dışarı çıktığında bana gazete alır mısın?

12. Shall, özellikle sözleşme ve diğer resmi belgeler ile talimatlarda üçüncü kişilerin sorumluluk ve görevlerini anlatmada kullanılır:

The Court shall have authority to demand the presence of witnesses.
Mahkeme, tanık çağırma yetkisini elinde bulundurmaktadır.

The hirer shall be responsible for maintenance of the vehicle.
Kiralayan, aracın bakımından sorumludur.

be going to

1. Önceden karar verilen ya da hazırlık yapılan durumlarda:

I am going to buy a new car soon.
Yakında yeni bir araba alacağım.

Yukarıdaki cümleden, kişinin yeni bir araba almaya karar verdiği, bunun için para biriktirdiği ya da ayırdığı, belki de alacağı arabayı seçtiği gibi anlamlar çıkarılabilir. Yani kişi, yeni bir araba almak için karar vermiş ve büyük bir ihtimalle bazı girişimlerde de bulunmuş demektir.

‘What are you doing with that spade?’ ‘I am going to plant some trees.’
‘O kürekle ne yapıyorsun?’ ‘Bir iki ağaç dikeceğim.’

My sister has bought some cloth; she is going to make herself a dress.
Kız kardeşim biraz kumaş almış; kendine bir giysi dikecek.

I have left Ankara because I am going to live permanently in İstanbul.
İstanbul’da temelli oturacağım için Ankara’dan ayrıldım.

I have bought some bricks and I’m going to build a garage.
Biraz tuğla aldım ve bir garaj yapacağım.

2. Şu anla ilgili bir durumdan yola çıkarak, gelecekte olması kuvvetle muhtemel durumları anlatır:

Look at those clouds. It’s going to rain.
Şu bulutlara bak. Yağmur yağacak.

Susan is going to have a baby in May.
Susan’ın mayısta bir bebeği olacak.

3. Kararlılık ve niyet belirten cümlelerde:

I’m going to keep asking her out until she says yes.
Evet diyene dek benimle çıkmasını isteyeceğim/ona asılacağım.

He is going to be a dentist when he grows up.
Büyüdüğünde diş doktoru olacak.

Kişinin niyetinin pek belli olmadığı durumlarda hem be going to hem de will kullanılabilir:

I will/am going to climb that mountain one day.
Şu dağa bir gün tırmanacağım.

will & be going to arasındaki farklar

Mary: ‘There isn’t any salt in the house.’ Paul: ‘I’ll get some today.’
Mary: ‘Evde hiç tuz kalmamış.’ Paul: ‘Bugün biraz alayım/alacağım.’

Paul, evde tuz kalmadığını bilmiyor ve bu yüzden de Mary söyledikten sonra tuz almaya karar veriyor. Yani önceden karar verilmiş bir durum söz konusu değil. Bu yüzden will kullanılmış.

The lift is going to break down.
The lift will break down.
Asansör bozulacak.

Birinci örnekten, asansörün bozulma sinyalleri verdiği, örneğin garip sesler çıkardığı gibi bir anlam çıkıp yakında bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu sonucuna varılabilir. İkinci örnekten ise, bozulma işinin belli nedenlerden dolayı (asansöre sürekli aşırı yükleme yapılması gibi) gelecekte bir gün olacağı anlamı çıkmaktadır.

Geleceğe yönelik tahminlerde, kişinin bilgisi, öngörüsü, tahmini öne çıkıyorsa will, bazı gerçeklerden yola çıkılarak konuşuluyorsa be going to kullanılır:

Susan is going to have a baby.
Susan’ın bebeği olacak. (= çünkü hamile olduğunu görüyoruz)

The baby will have green eyes because both parents have.
Anne babanın gözleri yeşil olduğu için bebeğin de gözleri yeşil olacak. (= konuşanın tıp, genetik vb. bilgisi söz konusu)

I’ve just heard from the mechanic. The car is going to cost $500.
Tamirciden şimdi öğrendim. Arabanın masrafı $500 olacak. (= çünkü tamirci dedi)

I think the car will cost about $500.
Bence arabanın masrafı yaklaşık $500 olacak. (= konuşanın tahmini)

Look out! We are going to crash!
Dikkat et! Çarpacağız! (= Önümüzdeki araba vb.’ne çarpacağımız belli)

Don’t let him drive your car. He is a bad driver. He will crash it.
Arabanı ona verme. Kötü sürücüdür. Çarpar. (= konuşanın öngörüsü)